Kaygı ve panik kötü ya da tehdit edici durumlarda herkes tarafından yaşanabilecek doğal bir duygulanım ve fizyolojik tepki deneyimidir. Kaygı, tehdit algısı, hastalık, kaza, ölüm gibi fiziksel tehditle ilgili olabileceği gibi utanç, reddedilme, küçümsenme gibi sosyal tehdit ile de ilgili olabilir. Delirme, aklını yitirme gibi zihinsel becerilerin bozulması ile ilgili korkular da kaygıyı yaşatabilir.
Aniden yaşanan geçici, yüksek ve yoğun kaygı, evrimsel donanımda kaç-savaş tepkisi olarak tanımlanır ki kişiyi tehlikelerden korumaya hizmet eder. Bu yüzden hayatta kalım becerisinin önemli bir parçasıdır. Beden tehlikeyi algıladığında otonomik sinir sistemimiz devreye girer. Bu sistemin iki ayağı vardır: Sempatik sinir sistemi ve Parasempatik sinir sistemi. Sempatik sinir sistemi savaş-kaç sistemi, parasempatik sistem ise yerleş-sakinleş sistemi olarak işlev görür. Sempatik sinir sistemi ya hep ya hiç olarak devreye girer. Etkinleştiğinde tüm parçaları ile ve birden etkinleşir. Bu sistem bir tehdit algısında adrenalin ve noradrenalin isimli iki kimyasalın böbreküstü bezlerden salınıp kana karışmasını sağlar. Bu hormonlar bedeni savaş – kaç tepkisine hazırlamakta çok önemli olan kalp atım hızını ve kanı pompalama gücünü arttırarak gerekli organlara enerji ve oksijen yoğunluklu kanın yeterli miktarda ulaşmasını sağlar. Kalp atımı dışında kanın vücutta yönlendirildiği bölgeler de değişir. Kan sindirim sistemi organlarından uzaklaştırılarak kanın gerekli olduğu beyne, kol ve bacak kaslarına yönelir. Kan ayrıca el ve ayak parmak uçlarını besleyen kılcal damarlardan da uzaklaşır. Buna bağlı kanın çekildiği el ve ayaklarda uyuşma, midede bulantı hissedilebilir. Kaç – savaş tepkisi soluma hızını arttırır. Bedenin daha fazla oksijene ihtiyacından kaynaklı soluma daha hızlı ve derinden gerçekleşir. Yine de bazen etkin nefes alamamaktan kaynaklı zararsız ancak hoş olmayan nefesin yetmediği, boğazın daraldığı ve göğüsün sıkışıp acıdığı duyumları yaşanabilir. Etkin nefes alamamaktan kaynaklı, ayrıca sersemlik, kafada uyuşma, zihin karışıklığı, görmede bulanıklık ve gerçeklikten kopuş gibi duyumlar da yaşanabilir. Kaç savaş tepkisiyle vücutta artan ısıyı dengelemek üzere terleme başlar. Göz bebekleri görüşü iyileştirmeye yönelik büyür. Sindirim sistemi bu sırada yavaşladığından tükürük salınımı durur ve ağızda kuruluk hissedilir. Bazı önemli kol ve bacak kasları bu tepkiye uyumlu kasıldığından kol ve bacaklarda titreme hissedilir. Kaç savaş tepkisi tüm bedeni hayatta kalım sürecine hazırladığından yüksek enerji tüketimine ve sonrasında belirgin bir yorgunluk ve bitkinlik duyumuna neden olur.
Panik, korkuya karşı gelişen normal bir tepkidir. Ancak yanıltıcı şekilde – gerçekte fiziksel bir tehdit olmadığında – belirdiğinde normal dışı olur. Bu şekilde olağan panik deneyimini olağan dışı şekilde yaşayanlar panik geçtikten sonra ‘galiba panik atak geçirdim’ derler. Buna bir anlam vermekte zorlanarak olağan dışı beliren kaygı tepkisinin yeniden deneyimlenmesinden korkabilirler. Birden ortaya çıkan etkileri ve kontrol etmekteki zorlanma ile panik ataklar kaygının korkusuna dönüşür, Kişi, anlam veremediği, gerçek bir tehdit barındırmayan bir kaç savaş tepkisine girdiğinde, bedeninde duyumsadığı belirtilere bir anlam vermeye yönelir. Eğer bu fizyolojik tepkiyi geçerleyen bir dış tehdit yoksa kişi ‘O halde bende bir sorun olmalı’ düşüncesine kapılabilir. ‘Kalp krizi geçiriyor olmalıyım, galiba öleceğim, aklımı yitiriyor ya da deliriyor olmalıyım.’ düşünceleri bu yaşantıda sıklıkla ilk akla gelenlerdir. Bu düşünceler de panik deneyimindeki fizyolojik belirtileri arttırarak devam ettirdiğinden kişi korkunun korkusu sarmalına girerek bu yaşantıdan çıkmakta zorlanır.
Peki kişi, gerçek bir dış tehdit olmadığı halde neden bir alarm durumu tepkisini deneyimler? Bunun bir nedeni baskı altında olmaktır. Kişinin iş, eğitim, sosyal, aile ya da ilişki yaşamında deneyimlediği zorlanmalar bedende adrenalin ve kortizol gibi stres hormonlarının salınımını arttırır. Uzun süreli stres yaşantısı beklenmedik bir anda panik sırasındaki belirtilerin tetiklenmesine, tam tekmil bir panik deneyimi yaşanmasına neden olabilir. İkinci bir neden paniğe yönelik kaygıdır. Kaygı, kişinin kendisini kaygılandıran uyaranlara odaklanmasına ve fizyolojisindeki ufak değişimleri normal olmayan belirtiler olarak okumasına neden olur. Üçüncü bir neden ise uyaran genellemesidir. Kişi bir kez bedenindeki belirtileri olumsuz bir deneyim olarak yaşadığında, olumsuz şartlanma ile bu belirtilerden herhangi birini başlatabilecek her durumda birden bu kaygı ya da panik fizyolojisine girebilir. Bu olumsuz deneyim geçmiş çocukluk yaşantısının ya da daha yakın yetişkinlik döneminin bir parçası olabilir. Geçmiş yaşantının bir parçası olduğu ölçüde kişinin fizyolojisi daha hızlı ve yerleşik bir seyir izler. Her durumda yönetilebilir ve hafifletilebilir bir süreçtir. Panik atak panik bozukluk değildir. Panik bozukluk, panik atak deneyiminin tekrarlı yaşanmasından korkmaya bağlı sürekli kaçınma ve önleyici davranış alışkanlığı geliştirme yi içerir. Panik bozukluk günlük yaşantıyı olumsuz etkileyecek genel bir kaygı, korku ve çaresizlik deneyimi içerdiğinden kişi tüm yaşantısını ve ilişkilerini bu kaygı ve korku odağında biçimlendirmek zorunda kalır.
Bedensel rahatlama tekniklerinin zihinsel kaygının azaltılmasında etkili olduğu beden zihin ilişkisine yönelik araştırmalarca raporlanmıştır
