OKB – Bir Kaygı Bozukluğu

Takıntılar çoğu zaman zorla ve istenmeden geliyor gibi yaşanan, kişide belirgin bir kaygı ve sıkıntıya neden olan yineleyici ve sürekli gelen düşünceler, itkiler ya da imgelerden oluşur.  Kişi bu düşünce, dürtü ve imgeleri uzaklaştırmaya, bastırmaya ya da onlara aldırmamaya çalışırken bunların yarattığı kaygıyı başka bir eylemle hafifleterek rahatlamaya çalışır.  Zorlantılar kişinin takıntısına tepki olarak katı bir biçimde uyulması gereken kurallara göre yapmaya zorlandığı tekrarlı davranışlardır. (ör: el yıkama, düzenleme, kontrol etme) ya da zihinsel eylemlerdir (örn: dini ifade kullanma ve dua okuma, sayı sayma, kelime tekrarlama).   Bu davranış ya da zihinsel eylemler yaşanan kaygı ya da sıkıntıdan korunma ya da korkulan bir olay ya da durumdan sakınma amacıyla yapılır.  Takıntılar ya da zorlantılar kişinin günlük yaşantısını olumsuz etkiler.  Kişi günlük işlerini yapamaz, sorumluluklarını yerine getiremez, yakınlarıyla ya da sosyal ortamlarda ilişkilerini yürütemez hale gelir. Araştırmalar bu rahatsızlığı bulunan kişilerin büyük bölümünün (%90) hem takıntıları hem de zorlantıları birlikte sergilediğini göstermektedir.  Zihinsel rahatlatıcı eylemler dikkate alındığında sadece %2 lik bir kesimin rahatlatıcı eylemler geliştirmemiş sadece takıntıları olan bir kesim olduğu görülmüştür.  Rahatsızlığın başlama yaşı ergen yaşlardan erken yetişkinlik dönemine uzayabilir.  Yine de OKB nin ilk görülme yaşının erken çocukluk dönemine kadar gerilediği vakalar bulunmaktadır.  Bu tür bir rahatsızlığı bulunan kişiler günlük yaşam kalitelerini olumsuz etkilese de profesyonel bir destek almadan yıllarca idare etme eğilimindedirler.  Bir araştırma bu hastaların belirtilerin ortaya çıkmasından ortalama 7 yıl sonra psikiyatrik bir destek için başvurduklarını ortaya koymuştur.  OKB genellikle depresyon, endişe, fobik kaçınma ve aşırı kaygıyla birlikte seyreder.  Bir araştırma OKB’si olan bireylerin % 30 unun majör depresyon tanısı kriterlerini de karşıladığını ve uyku bozukluğu yaşadığını göstermiştir.

1939 da ortaya atılan korku ve kaçınmanın geliştirilmesinde ve korunumunda açıklayıcı olduğu düşünülen 2 aşamalı teori, fobilerin ve OKB nin açıklamasında genel olarak benimsenmiştir.  Başlangıçta nötr bir olay doğası gereği kaygı ve huzursuzluk yaratan bir uyaranla eşleştiğinde korkuyla bağlantılandırılır.   Şartlanma sürecinde nesnelerle birlikte, düşünceler ve imgeler de rahatsızlık verebilme etkisi kazanır.  Bir sonraki aşamada şartlı uyaranın yarattığı endişe ve huzursuzluğu azalttığı keşfedilen kaçma ve kaçınma tepkileri geliştirilir ve etkili olduğu ölçüde de korunur.  Bu teorinin OKB’nin ediniminde değilse bile korunumunda açıklayıcı olduğu, araştırma bulgularıyla desteklenmektedir.  Takıntıların istemsiz ve rahatsız edici özelliği nedeniyle pasif kaçınma etkili olmayacaktır ancak ritüeli olan davranış kalıpları rahatlatıcı olabildikleri ölçüde geliştirilip korunacaktır.  Bir başka teoride OKB’si olan kişileri olmayanlardan ayıran önemli varsayım hataları olduğu savunulmuştur. Bu hatalı varsayım cümlelerinden bazıları şu şekildedir. 1) Bir eylemle ilgili düşünceyi akıldan geçirmek bu eylemi gerçekleştirmiş olmakla eş değerdir.  2) Kendine ya da bir başkasına gelebilecek bir zararı önlemekte başarısız olmak bu zarara birinci dereceden neden olmaktan farksızdır.  3) Sorumluluk olayın gerçekleşmesindeki düşük olasılık gibi etkenlerle hafifletilemez. 4) Kişi düşünceleri üzerinde kontrol sahibidir ve olmalıdır da.  OKB nin açıklanmasındaki hakim biyolojik yaklaşımın hipotezi OKB belirtilerinin olağandışı serotonin metabolizmasıyla ilintili olduğudur.  Serotonin geri emilimini engeleyici bileşenlerin serotonerjik olmayan bileşenlere ya da placebo haplara göre etkinliği bu hipoteze destekleyici bir bulgudur.  Artan serotonin düzeyleri OKB belirtilerini hafifletmektedir.  Buna karşın OKB’li kişilerdeki serotonin işleyişini doğrudan araştıran araştırmalar metabolizma ile ilgili bir biyolojik soruna işaret etmekte zayıftır.  Tüm bu teorik açıklamalar farklı tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesinde belirleyici olmuştur.

Bugün bilinen ifadesiyle sistematik aşamalı duyarsızlaştırma ve tepki önleme uygulamaları takıntıları tetikleyen durum ve olaylara kaçınmacı ve rahatlatıcı davranışları gerçekleştirmeden uzun süreli maruz kalmayı içerir.  Beklenen o ki tekrarlı uzun süreli bu sıkıntılara maruz kalmak bilişsel olarak bunun korkulan sonuca yol açacağı düşüncesindeki bağlantıları kırarken bedensel olarak da bu yeni ve farklı yaşantıyı deneyimlemek kişinin yeni, işlevsel bağlantılar kurmasını sağlayacaktır. Sistematik aşamalı duyarsızlaştırma dahilinde maruz kalma çalışmaları çoğunlukla gerçek yaşam ortamlarında gerçekleştirilir.  Örneğin ocağı ya da ütüyü yanlışlıkla açık bırakarak evinde yangın çıkmasından kaygılanan bir kişinin bu aletleri kontrol etmeden evinden çıkması istenir.  Benzer şekilde olmasından endişe edilen bir sonuçla ilgili kişi bazı davranış ritüelleri geliştirmişse bu korkuya yönelik zihinsel canlandırma ile de çalışılabilir.  Gerek gerçek yaşam, gerek zihinsel canlandırma çalışmaları takıntıların yarattığı sıkıntıyı arttırır.  Sistematik duyarsızlaştırmada maruz kalma çalışmaları görece hafif ve orta şiddette sıkıntı yaratan durumlardan başlatılarak ilerleme sağlandıkça daha fazla sıkıntı yaratan durum ve ortamlara yöneltilir.  Seans içlerinde bilgilendirerek ya da uygulamalarla desteklenen çalışma seans aralarında gerçekleştirilmek üzere verilen çalışmalarla pekiştirilir.  Yakın dönemde bilişsel terapiye artan ilgiyle kaygı bozukluklarında bilişsel süreçlere ilişkin girişimler de dahil edildi.  Bilişsel girişimlerde olumsuz duyguları tetikleyen gerçekçi olmayan mantıksız düşünceler Sokratik sorgulamalarla ya da destekleyici kanıtlarla çürütülerek dönüştürülür.  Bu şekilde azalan endişenin giderilmesi için başvurulan kaçınma ile rahatlatıcı davranış ritüellerinde azalma beklenir.  Bilişsel yöntemler de dahil edilerek davranışçı uygulamaların algılar ve beklentilerle ilgili bilişsel ve deneyimsel bir değişimi hedeflemesi bu uygulamaları birlikte kullanma eğilimi getirmiştir.