Panik Atak ve Panik Bozukluk

Panik ataklar belirgin bir dehşeti ve korkuyu içeren fiziksel ve bilişsel belirtilerin de eşlik ettiği yaşantılardır.  Bu ataklarda kişi çarpıntı içinde kalp atışlarının arttığını, nefesinin sıklaştığını, soluğunun yetmediğini, göğsünün sıkıştığını duyumsayabilir.  Terleme, titreme, bedeninde uyuşmalar, bulantı, baş dönmesi, ayakta duramama, bayılacak gibi olma duyumlarını yaşayabilir.  Gerçek dışılık, kendine yabancılaşma duyumlarıyla birlikte denetimini yitirme, delirme ve ölüm korkularını yaşayabilir.  Yineleyen ve beklenmedik şekilde gelen panik ataklar dakikalar içinde doruğa ulaşırken bu belirtilerin tümü ya da bazıları yaşanabilir.  Panik ataklardan sonra kişi başka atakların da gelebileceği ve bunların sonucunda kontrolünü yitirme, kalp krizi geçirme, bayılıp rezil olma ya da delirme korkularını yaşayıp tasalanmaya devam ederse zamanla kişiyi uyum sorunlarına götüren davranış değişikliklerine neden olabilir.  Bu durum panik bozukluğun teşhisine götüren bir durumdur ve zamanla kişi hızlı hareket etmekten, tanıdık olmayan, hemen kaçamayacağı kapalı ya da açık kalabalık ortamlardan kaçınmaya başlar.  Öncelikle panik ataklar genel nüfusun %3 ila %5’inde görüldüğünden ve kaçınılmaz bir bozukluğa dönüşmediğinden psikolojik sorun olarak tanımlanamaz.  Üstelik panik ataklar farklı psikolojik rahatsızlıklarda görülen bir belirtidir.  Dolayısıyla panik bozukluğun belirleyici tanısı panik atakların görülmesiyle değil bu atakların tekrarlayacağına ve olumsuz sonuçlarına ilişkin belirgin bir kaygı yaşantısı ile bunu önlemeye yönelik davranış değişikliklerine gidilmesiyle konur.  Aksi halde yaşanan ataklar klinik olmayan panik olarak tanımlanır.

Çok sayıda hasta bilişsel davranışçı bir terapiden önce ilaç tedavisi almıştır çünkü acil servis üniteleri çoğunlukla ilk başvurulan noktalardır.  Acil servislerde yaşanan sıkıntının tıbbi bir nedene dayanmadığı belirlenince kişi psikiyatri servisine yönlendirilir ki burada kişiye serotonin metabolizmasını etkileyen ilaçlar verilir.  İlaçlar kişinin duygu durumunda ve fizyolojik tepki mekanizmasında olumlu belirgin bir değişime yol açar.  Bu da hızlı ve etkin bir sonuç olarak ilaca başvuruyu tercih edilir kılar.  Ancak ilaç kullanımı kişinin öz denetim süreçlerinin yetersiz olduğu algısını pekiştirerek ve kişinin tehlikeli olduğu algılanan ortamlara girmesinde bir can simidi gibi görülerek ilacın bırakılmasıyla rahatsızlığın tekrarlaması korkusu korunur.  Bilişsel davranışçı terapide kişi panik atak sırasında yaşadığı duyumların ve bedensel tepkilerin anlamı ile hatalı değerlendirilmesi konusunda bilgilendirilerek bilişsel olarak algı ve değerlendirmeleri gerçekçi olarak yeniden yapılandırılır.  Doğru nefes alma ve bedeni yatıştırma becerileri öğretilerek kişinin kısır panik döngüsünü kırabilmesi sağlanır.  Uygulamalı aşamalı kas gevşetme çalışmalarıyla panik belirtilerini aşamalı olarak kontrol edebilme becerisi geliştirilir.